Soğuk havasının sıcakkanlı insanlarıyla daha da yaşanabilir bir hal aldığı İskandinavya’dan, sizler için iki film inceleyeceğim: “Liverpool Kalecisi” (2010)  ve “Kon-Tiki” (2012).
14 yaşındaki Jo’nun kafasının içindeki ütopyasıyla, gerçek hayat arasında sıkıştığı karakterinin değişimini ele alan “Liverpool Kalecesi” ve Norveçli kaşif Thor Heyerdahl’ın Polinezyalıların, bilinenlerin aksine Asya kıtasından değil de 1500 yıl kadar önce Güney Amerika kıtasından bu adalara gelmiş olduklarını kanıtlamak için Kon-Tiki adlı salla yaptıkları maceralı Pasifik yolculuğunu konu alan “Kon-Tiki” filmlerini 7 – 13 Ocak arası Hezarfen Film Galeri’nin İzmir’de düzenlediği Norveç Filmleri Haftası’nda izleyebilirsiniz.
Şimdi biraz filmlere göz atalım.
Ayrıca IMDB’deki Kuzey Avrupa Sineması listemize şuradan ulaşabilirsiniz.
*Yazının buradan sonrası filmlerin sürpriz gelişmelerini ele vermektedir.*

Liverpool Kalecisi
(Arild Andresen, 2010)

xl_182

 

Manik depresif ve sağlık takıntılı bir anneyle birlikte, babasız büyüyen Jo’nun gelişim hikayesini anlatan film çocuk filmi gibi gözükse de, her yaşta insanın zevk alabileceği bir film. Çocuk ve insan haklarına önem vermesiyle tanınan İskandinavya’nın soğuk ama bir o kadar da sıcakkanlı ülkesi olan Norveç’ten çıkan bir film “Liverpool Kalecisi”.

Derslerindeki başarısı, hayattaki başarısıyla ters orantılı olan Jo, sınıflarına yeni gelen Mari’ye aşık olmasıyla değişim hikayesine başlar. Bu zamana kadar korktuğu için ödevlerini yaptığı Tom Erik’e karşı, futbol tutkusunun önüne geçen top fobisine karşı  ve sürekli uyarılarda ve yasaklarda bulunan annesine karşı sesini çıkartmaya başlamasının hikayesi…

Öncelikle karakterleri biraz tanıyalım: Jo’nun annesi her sabah oğlunun ateşini ölçer, merdivenden koşarak inerse düşüp boynunu kırabileceğini hatırlatır, biriktirdiği futbol kartlarına bağımlı olmaması için uyarır ve her yıl futbol oynarken ölen yüzlerce kişi olduğunu durmadan hatırlatmaktadır. Ona sürekli “güçlü bir bileği olursa hiçbir şeyden korkmayacağını” söyleyen babası duşta kayıp ölen Jo’nun özgüven eksikliğin temelinde de “güç imgesinin eksikliği” yatmaktadır. Bu yüzden de  kendisine örnek alabileceği tek kişi, arkadaşı Einar’ın Liverpool’a transfer olan abisi Anders’dir. Onun gibi olma isteği tek hobisi olan futbol kartları biriktirmenin önüne geçer  ve bulunamayan tek kart olan “Liverpool Kalecisinin” kendisi olma hayaline kapılır. Ayrıca filmin en önemli karakterlerinden biri de Mari’dir. Jo okula yeni gelen genç kızı görür görmez aşık olur ve ona bunu söylemek için yanıp tutuşur. Mari’nin okulun kız futbol takımına girdiğini görünce kendisi hakkında ufak yalanlar söyler; futbol takımında kaleci olduğu ama sakatlandığı için oynayamadığı, ondan korktuğu için ödevlerini yaptığı Tom Erik’le konuşmasının nedeninin “onun ailevi sorunlarının olması” olduğu gibi…

Film, senaryo bakımından diğer çocuk filmlerinin yanı sıra bizlere bir başarı öyküsü sunmuyor. Tam tersine “insanın tek yapması gerekenin kendisi olması” mesajı filmin neredeyse her diyalogunda geçiyor. Önemli olanın ne kadar başarılı, güçlü ya da zeki olmak olmadığını sadece hislerin, davranışların ve kişiliğin “kendin gibi” olması gerektiğini vurgulayan filmde Jo, Mari ile arkadaşlığının ilerlemesi ile birlikte kendi olmanın gücünün, fiziksel güçten ne kadar üstün olduğunu keşfeder. Ona söylenilen ya da dayatılan hayata rest çekip, sadece istediği hayatı yaşamaya başlar; Tom Erik’in ödevlerini yapmayı bırakır, annesiyle ona olan davranışları konusunda konuşur ve okulun futbol takımına katılır…

Ayrıca film içerisinde genellikle Jo’nun hayalinde canlandırdığı olaylar yabancılaştırma efekti olarak kullanılmaktadır. Bu da filmle seyirci arasındaki bağı sürekli tazeler ve filmin “sadece bir hikaye” olmadığını hatırlatır. Bu da “Liverpool Kalecisi” sadece çocuk filmi olmaktan çıkarır ve her yaştan insanın zevk alabileceği bir film haline getirir.

*Liverpool Kalecisi’ni 10 Ocak’ta saat 19’da Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde izleyebilirsiniz.*

4


Kon-Tiki
(Espen Sandberg & Joachim Rønning, 2012)

kon-tiki-photo-2

Norveçli kaşif Thor Heyerdahl’ın Polinezyalıların, bilinenlerin aksine Asya kıtasından değil de 1500 yıl kadar önce Güney Amerika kıtasından bu adalara gelmiş olduklarını kanıtlamak için Kon-Tiki adlı salla yaptıkları maceralı Pasifik yolculuğunu konu alan “Kon-Tiki”, bizlere sıkılmayacağımız bir yol hikayesi sunuyor.

Filmin açılış sahnesi Thor Heyerdahl’ın küçükken inatla giriştiği bir cesaret gösterisiyle başlıyor. Filmimizin ilham kaynağı ve aynı zamanda ana karakteri olan Thor Heyerdahl hakkında karakteristik bir özellik taşıyan sahnede, Heyerdahl bir buz parçası üzerine saplanmış olan testereyi almaya çalışırken buzlarla dolu olan göle düşüyor ve onu en yakın arkadaşı Erik kurtarıyor. Yıllar sonra Heyerdahl’ın Polinezya’da ki yaşamıyla devam eden film, bilim insanının tarihe geçen tezi hakkında bilgi almamızı da sağlıyor.

Ardından film “gerçeklikten bile şüpe etmek gerektiğini” vurgularcasına, sürekli tezinin reddedilişi ve kanıt istemelerinin görüntüleriyle devam ediyor ve işte film de bundan sonra başlıyor. Thor Heyerdahl, karısı ve çocuklarını bile ikinci plana attığı bu projesini gerçekleştirmek için Peru’ya gidiyor, 1500 yıl öncesinin imkanlarını göz önünde bulundurarak sal yaparak ve en yakın arkadaşı Erik başta olmak üzere, 2 gazi ve bir mühendisten oluşan mürettebatını topluyor.

Film ilerledikçe 101 gün boyunca Pasifik okyanusunun ortasında, İnkaların Güneş Tanrısı’nın adını verdikleri Kon-Tiki isimli salla giden bilim insanları için bu yolculuk bir tezin kanıtlanması amacından çıkıp, modern insanın doğaya yani ait olduğu yere, özüne varış hikayesine dönüşüyor. Mesela Heyerdahl’ın okyanusta gördüğü balina köpekbalığına karşı duyduğu heyecan, karısının onun için yazdığı “başarı” mektubuna karşı olan heyecanının önüne geçiyor ya da salın kopmak üzere olan kütüğünde yolculuk eden minik yengeç ile dertleşiyor, uzun süre sonra martı gördüklerinde çıldırmışçasına seviniyorlar.

16.6 milyon dolar maliyetiyle Norveç’in en pahalı filmi olma ünvanına sahip film, 2013’de Oscar ve Altın Küre Ödülleri’nde “En İyi Yabancı Film” ödülüne aday gösterilse de, kazanamamış fakat filmin temposu ve oyunculuklar sürekli soğuk ve gergin atmosferiyle anılan İskandinavya’dan çıkan filmi, sıcak ve serüven dolu bir macera filmi haline getiriyor.

*Kon-Tiki’yi 7 Ocak’ta saat 19.30’da Fransız Kültür Merkezi’nde açılış filmi olarak izleyebilirsiniz.*

5


Yazan: Gençer Utku Gediz
Not: Bu yazının tüm hakları Film Kafası’na aittir. İzin almadan ve kaynak belirtilmeden kopyalanması veya kullanılması yasaktır.

 

Reklamlar