Metin Akdemir’in yurtiçi ve yurtdışındaki festivallerden sayısız ödülle dönen belgeseli Ben Geldim Gidiyorum, sokak satıcılarının sesini İstanbul’un seyir defterine not ediyor.

İstanbul’un hem kaosunun hem eğlencesinin büyük parçası olan sokak satıcılarının birbirinden ilginç seslerine odaklanan Ben Geldim Gidiyorum’da Metin Akdemir, belgesellerde sıkça rastlanan üst ses ya da röportaj kullanımı yerine, filmin ses kanalını satıcıların ve esnafın sokakları dolduran seslerine emanet ediyor. Şehrin her yerine yayılmış minibüsçüler, dönerciler, çiçekçiler, motorcular, ayakkabıcılar, poğaçacılar kimisi basit ve işlevsel, kimisi olabildiğince kendine özgü ve yaratıcı seslenişleriyle sokağa eşlik ediyorlar. Akdemir’in derlediği bu farklı satıcı seslerinin yerel bir pazarlama ruhunu yansıtmanın yanı sıra, İstanbul’a dair sağlam ipuçları da verdiği kesin. Filmi klasik yapıda bir belgesel olmaktan çıkaran şey, aslında tam da bu seslere ve onların sahiplerine neredeyse dolaysız bir şekilde yer vermesi. Onları sokakta durdurup soru sormuyor, düzenli müşterilerinin bu satıcılar hakkında ne düşündüğünü anlatmıyor, onların sokağın sesi olduklarına dair birilerinin yorumlarını aktarmıyor. Sadece filmi görmemiz ve duymamız yetiyor. Böylece film, şehrin sokaklarından geçip giden insanları konvansiyonel bir yol izlemeden, daha spontane bir gözlem yöntemiyle bir kenara not etmiş oluyor. Ben Geldim Gidiyorum’un bu açıdan Frederick Wiseman’ın belgesel yaklaşımına yakın durduğu söylenebilir. Her ne kadar tematik olarak çok farklı olsalar da, bu belgeselin, yine Wiseman’ın tipik üslubu çerçevesinde, kamerasını konumlandırıp bir köşeye çekilerek bir boks salonunun ziyaretçilerini ses, hırs ve ter yığını içinde gözlemlediği 2010 yapımı Boxing Gym’i hatırlatan bir tarafı var. Ben Geldim Gidiyorum da tıpkı Boxing Gym gibi, konusuyla özdeşleşen sesleri akıllıca ve ritmik bir kurguyla tüm filme yaymayı başarıyor.

Alttan alta hissedilen antropolojik bir yaklaşımla hareket eden Ben Geldim Gidiyorum’un, duygusal etki uyandırmaya yönelik bir film olduğu da söylenebilir. Elbette bu durum İstanbul’un arka sokaklarının dokusundan, eskiyle yeni arasında sıkışıp kalmış kendine özgü doğasından olduğu kadar, filmin sinematografisinden ve kahramanlarından da besleniyor. Filmin nostaljik ve duygusal havasını, sokaktan geçip giderken “Ben geldim, gidiyorum!” diye bağıran poğaçacının tetiklediği söylenebilir. Metin Akdemir de filmin ismine isabetli bir şekilde bu seslenişi yakıştırıyor.

Metin Akdemir
1983 yılında doğdu. 2007’de İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-TV ve Sinema Bölümü’nden mezun oldu. Birçok reklam filmi, sinema filmi ve dizide sanat asistanı ve sanat yönetmeni olarak çalıştı. Halen İstanbul Üniversitesi Kadın Çalışmaları’nda yüksek lisans öğrenimine devam etmekte ve kısa belgeseller çekmektedir.


 

Yazan: Dilek Aydın
Reklamlar