Not: Bu yazı filmin sürpriz gelişmelerini ele vermektedir.

Geçtiğimiz akşam FilmFika: İzmir İsveç Film Günleri‘nde Känn ingen sorg’u izledim. Göthenburg gençliğinin kalbinden bir hikayeydi: Pål, küçüklüğünden beri müziğe tutkuyla bağlıdır. Kendi müziğini yapmak ister, besteler yapar ve kimsenin olmadığı ortamlarda gitarıyla bu bestelerini tıngındatır. Fakat Pål, herhangi bir çoğunluğun önünde müziğini icra edemez. Çünkü şarkı söylerken insanlarla göz göze gelmek onda travmatik bir etki yaratmaktadır. Aniden gelen bir dürtüyle bir şeyleri devirir, kırar, bağırır veya kusar…

Kendisindeki eksikleri tamamlayan iki çocukluk arkadaşı vardır: Johnny ve Lena. Lena, bir kafes dövüşcüsüdür. Filmin açılış sahnesinde Pål’u dayak yemekten kurtarır… Johnny ise 80’lerdeki hard rock yıldızlarını andıran bir uyuşturucu satıcısıdır. Pål’un yanı sıra tanımadığı insanların önünde bile rahattır, korkudan zevk alır ve hata yapmaktan korkmaz. Yani Lena ve Johnny tamamiyle Pål’u ayakta tutan karakterlerdir. Aslında “Johnny” karakteri Pål’un alter egosu olarak bile okunabilir.

Filmin konusunu okuduğumda oldukça klişe gelmişti. Direk filmin sonu için, Pål’un sevdiği kıza bakarak şarkı söylediği fikri geldi aklıma. Ama film, sinema anlayışımız en büyük klişesini kırmak için yaratılmış gibi: bu filmde tek kazanan Pål oluyor. Karakterleri kısaca incelemek gerekirse:

Lena, bütün film boyunca antreman yapıp “büyük maçına” hazırlanıyor; nakavt ediliyor.
Johnny, insanların içerisinde oldukça rahat davranabiliyor ve hatta bir süreliğine Pål’un aşık olduğunu sandığı Eva’ya bile sahip oluyor; uyuşturucu mafyası tarafından öldürülüyor.
Eva, Pål’un en sevdiği şarkıcı Lärkan’ın kızı ve filmin femme fatale karakteri. Pål’u baştan çıkarabilen bir kadın, onun yeteneğini kullanıyor.

Filmin son sahnesi, Johnny’nin cenaze sahnesi. Johnny’nin son sözü “Benim için şarkı söyle” olduğundan, Pål ilk başta zorlasa da kilisede onun için şarkı söylüyor, aslında hiç de sıkıntı çekilecek bir şey olmadığını farkedip, sanki en yakın arkadaşı ölmemişcesine ritim tutarak adeta bir konser veriyor. Cenazeden çıktıktan sonra Eva’nın plak şirketiyle konuşması
üzerine, bir albüm teklifi alıyor ve yine “en yakın arkadaşı ölmemişcesine” zıplayarak, Lena’ya sarılarak seviniyor. Yani alter egosu ortadan kalkınca Pål, kendisini buluyor ve istediği hayata kavuşuyor. Bir nevi Johnny’nin onun için tabular, kurallar ve korkuları sembolize ettiğini; Lena’nın ise fiziksel eksiklerini gösterdiği şeklinde okuyabiliriz.

Görüntüler ve kurgu bakımından, bir öğrenci şehri olan Göthenburg’la bütünleşiyoruz. Renkli sokakları, ağaçlarla dolu yolları ve devasal meydanlarındaki heykellerin etrafında bir hayalet gibi süzülüyor kamera. Kurgusu da, Pål’un yaşadığı hayatın ritminde ilerliyor; sanki bir müzik gibi. Senaryo ise kesinlikle güzel düşünülmüş. Şahsen bir açığını görmedim. Tam tersine mizahi dil yapısı ve olay örgüsüyle filmi hiç sıkılmadan izledim.

Känn ingen sorg, kaçırılmaması gereken bir İsveç filmi. Kaçırmak istemeyenler bugün (23 Ekim) saat 15’de İzmir Fransız Kültür Merkezinde ücretsiz olarak izleyebilirler. Şimdiden iyi seyirler…

FilmFika’nın programına ahan da şuradan ulaşabilirsiniz.

4


Yazan: Gençer Utku Gediz
Not: Bu yazının tüm hakları Film Kafası’na aittir. İzin almadan ve kaynak belirtilmeden kopyalanması veya kullanılması yasaktır.
Reklamlar