Devrim-öncesi İran Sineması‘na bakıldığında çeşitli isimlerin ön plana çıktığı görülecektir. İlk olarak, Deryuş Mehrcui. Roberto Rossellini, Satyajit Ray etkileri gözüken Deryuş Mehrcui kilit bir isimdi.Dayereh Mina, Postchi, Almaas 33 yapımlarıyla yoluna devam eden Deryuş Mehrcui’nin Gaav‘ı, toplumsal gerçekçilik izleri taşıyan, ineğe hem bedenen hem ruhen bir mana arayışı içinde olan ve de dolayısıyla kendi hakikatini arayan önemli bir yapımdı. Film, devlet tarafından desteklenip sansüre maruz bırakılmıştı bir dönem. Sonra, Behram Beyzai. Beyzai, biraz standartlarından ötesinde bir yönetmendi. Çıtasını yükseltemedi. En bilinen yapımı Bashu, gharibeye koochak ile bir ivme kazanmış olsa da sislerin içinde kaybolup gitti. Charike-ye Tara ve Merg-e yazdgerd, hep Bashu’dan sonra anıldı. Garibe ve Meh‘iyse çok ayrı bir konumda değerlendirildi.

Amir Naderi, bu dönemde birçok filme imza attı. Tangsir, Khoda hafez Rafiq, Marsiyeh, Entezar gibi çalışmalarında çok az bir başarı çıtası yakaladı. Devrim sonrası filmlerinden olan Davandeh [1985], bu filmlerinin gölgesinde büyüdü ve büyük bir başarıya ulaştı. Saz dahani‘si devrim-öncesi parlayan çalışmalarından sadece birisiydi. Mahmelbaf, Kiyarüstemi gibi dönem yönetmenlerinin öncüsü sayılabilecek bir isim çıktı: Sohrab Shahid Saless. Saless, daha çok insan hâli, yaşanmışlık ve de Avrupai-Bressoncu bir sinematik dille filmler çekti, Dar ghorbat ve Tabiate bijan gibi önemli filmlere imzasını attı.Robert Bresson etkileri gözüken Saless’de, durumun ön plana çıkışı, statik konumlar, gündelik ve taşra öyküleri onun tipik formatının oluşmasına yardımcı oldu.

Gaav (Daryuş Mehrcui, 1969)

Naser Taghvai‘nin etnografik tabanla yoğrulan filmleri 80 sonrasında daha da büyüdü, başarısı bu dönemde artmaya başladı. [Daii jan Napelon] Takvai’nin devrim öncesi yapımlarında en göze çarpan yapımı şüphesizAramesh dar Hozur Deegaran. Masud Kimiai‘nin Gheisar ve Gavaznha‘sı, İran kültür tipolojisini yansıtan iyi çalışmalardan oldu. Aksiyon, intikam, dram teması bir forma dönüştü. Yine devrim-sonrası yapımı olan Dandan-e-mar ile Berlin’den ödülle döndü. İran’ın mihenk taşlarından biri olan Parviz Kimiavi‘nin dönemdeki başarısı göz ardı edilemezdi bu dönemde. Dokümanter bir formatla ilerleyen Kimiavi’nin uluslararası platformda kazandığı ödüller İran’ı güçlendirecek; Baghe sangui, Mogholha gibi çalışmalarıyla da İran’ın kendi toprağına öz tohumlarını yerleştirecekti Kimiavi. Füruğ Ferruhzad bu dönemde [İbrahim Gülistan ile], Khaneh siah ast, Yek atash gibi çarpıcı kısalarıyla kendi ustalığını konuşturacaktı.

Ragbar (Bahram Beyzai, 1972)

Bahman Farmanara; Sayehaye bolande bad, Shazdeh ehtejab gibi çalışmalara imza atmış olsa da sonradan açılacak olan isimlerden birisi olacaktı. O dönemde Kiyarüstemi, Beyzai ile çalışan Farmanara, yıllar sonra, devrimin üzerinden seneler geçince, Booye kafoor, atre yas ile dönüş yapacaktı. Fajr’dan ödülle dönen Farmanara, 80 öncesinin bir nevi meyvesini toplayacaktı artık. Hajir Dariush, bu dönemde sessiz kalan isimlerden biriydi. Avrupa eğitimli, suikaste kurban giden Dariush’un Bita‘sı, 1960’lardaki dokümanter çalışmaları devrimin öncesinde İran’ın yol almasına yardımcı olan kanatlardan biriydi.

Siamak Yasami‘nin Ganj-e-Qarun‘u, İbrahim Golestan’ın Khesht va ayeneh‘i, Davood Mollapour‘unAhu Hanım’ın Eşi [Şevher-i Ahu Hanım], Fereydoun Rahnema‘nın Siavash dar takht-e Jamshid‘i,Jalal Moghadam‘ın Khaneye khoda‘sı, Abdolhossein Sepanta‘nın Leyli va Majnun‘u, Shirin va Farhad‘ı, Ferdowsi‘si sesli dönem – devrim öncesindeki 10-20 yıl gibi süre zarflarında adından sıklıkla bahsetmiş, İran Sineması’nın köklerini sağlamlaştırmıştır. İran’ın bugün dünya üzerinde sinema sahasında zengin duruşu, içinden çıkardığı asil ve muzaffer isimlerin ve yazarların işbirliği ve birbirlerine desteklerinden kaynaklanmaktadır.

Devrimin Ardına Kısa Bir Bakış

İslâm Devrimi‘nin geçiş döneminden sonra İran Sineması’nda film grameri daha da sağlamlaşmaya başladı. Sinemadaki kadın modelinin erkek modelinin arkasında kalması artık etkisini zayıflatmış, kadın rolünün baskınlığı ve çok yönlülüğü türün kuvvetini arttırmıştı. Emir Nadiri‘nin Davende‘si [Koşucu, 1985],Deryuş Mehrcui‘nin Hamûn‘u [Çöl, 1990], Muhsin Mahmelbaf‘ın Dest-furuş’u [Çerçi, 1986], Puran Derakşande‘nin Parande-yi kuçek-i hoşbahtı‘sı [Mutluluğun küçük kuşu, 1989[, Behram Beyzai‘ninBeşu, garibe-i kuçek‘i [Beşu, küçük yabancı, 1990] Mesud Caferi Cuzeni‘nin Der çeşm-i tünd-i bad‘ı [Fırtınanın ortasında, 1988] gibi ön plana çıkan çalışmalar dönemin dinamosunu bir üst seviyeye çıkarmaya yetmişti. Behram Beyzai bu yönetmenler arasında sinema yorumuyla kendi adını vitrine çıkarmış, Beşu ile iki farklı karakter modeli [kadın – çocuk] üzerinden tür için farklı açılımlar yapmıştı.

Rahşan Beniitimad, Tehmine Milani gibi kadın yönetmenler bu geçiş döneminde öne çıkan isimlerden bazılarıydı. Behram Beyzai, feminen ağırlıklı sinema dilinden sıyrılarak kadın yönetmenlerin göstermek istediklerinden daha fazlasını verebiliyordu. O dönemde Emir Nadiri’nin Davende’sindeki Emiro’yla, Abbas Kiyarüstemi’nin Hane-i dost kocast‘ındaki [Arkadaşımın evi nerede, 1987] çocuk ve kadın rol modellerinin ritminin artışı da [daha sonraları: Mecid Mecidi Sineması’nın yükselişi] İran’a bir ışık oluyordu.


Yazan: Ali Hasar
9 Nisan 2012
Reklamlar