“Oslo, 31 August” filminin senaristi Eskil Vogt’un beyazperdedeki ilk yönetmenlik denemesi Körlük… 33. İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale’yi kazanan filmi festivalde bilet bulamadığımdan izleyememiştim. Yeni izleme fırsatı buldum. Film açılış sahnesiyle İskandinavya’nın en sert ülkesi Norveç’in melonkolisiyle başlıyor. Bir dram filmi gibi ilerleyeceği bekletisiyle izlerken, kendimizi trejik kahkahalar atarken buluyoruz. 

Not: Bu yazı filmin sürpriz gelişmelerini ele vermektedir.

Kalıtsal bir hastalık yüzünden belli bir zaman sonra kör kalan Ingrid’in, mimar kocası Morten ile eve taşındıktan sonraki ruh haline tanık oluyoruz. Yönetmenin senaryo geçmişinin şüphesiz çok başarılı olmasından kaynaklanacak ki, adeta seyirciyi görme engelli bir hale getiriyor. Ingrid kör olduktan sonra çok fazla kısıtlanan ve monotonlaşan hayatının duvarlarını yıkmaya çalışıyor. Hatırladığı kadarını hayal edebiliyor ve hayal ettikleriyle öyküler oluşturup, bunları bilgisayarına not alıyor.

Dogtooth’un görüntü yönetmeni Thimios Bakatakis’in elinden çıkma kadrajlar poşet çayı arayan, bardağı taşırmadan şarap doldurmaya çalışan ve yemeğini ısıttıktan sonra dökmeden yemek isteyen Ingrid’e yardım etme isteğimizi dürtüyor. Yakın ve kısıtlı kamera açılarıyla seyirci de adeta körmüşcesine yönetmenin belirlediği şeyleri görüyor.

Filmin ilerlemesiyle birlikte körelen bir evliliğe ve gittikçe detayları unutan Ingrid’in hikayelerine dahil oluyoruz. Yazdığı hikayede iki karakter var: Elin ve Einar. Elin görme engelli, kızından uzakta yaşayan bir öğretmen. Einar ise fetişist, asosyal ve gün boyu Elin’i izleyen bir karşı komşu. Einar’ın filmdeki tek amacı Elin tarafından farkedilmek ve kendini ona kanıtlamak. Aynı Igrid’in kocası Morten’e, kör olmasının hiçbir şeyi değiştirmediğini anlatmaya çalışması gibi…

Film kullanılan karmaşık kurgu tekniğiyle o kadar güzel bir ritme oturuyor ki; artık Igrid’in hayalindeki hikaye ve gerçek hayatı birleşiyor. Filmin sonunda da paralel kurgu halini alıyor. Hikayesinde Elin, Morten’in dikkatini çekmeyi başarıyor. Onunla yatıyor  ve hamile kalıyor. Tam bundan sonraki sahnede Igrid hamilelik testi yapıyor ve olumlu çıkıyor. Morten’in artık onu “normal” bir kadın olarak görebildiğini gözlerinden anlıyoruz; mutlu oluyor… Son sahnede ise tekrar hikayeye dönüyoruz ve Elin, Einar’a selam veriyor. Yani Einar’da hikayenin sonunda Elin’in dikkatini çekmeyi başarıyor.

İnsan ilişkilerindeki ve insanın kendi bilincindeki körlüğü metaforik olarak, fizyolojik bir körlüğe dönüştürüyor Vogt. Aynı zamanda cinselliğin hayvani bir dürtü olduğunu savunuyor film, insanınsa şehirlerde sıkışmış bir kör olduğunu… Film bittikten sonra, dönüp soruyor seyirci: “Acaba benim göremediğim neler var? Hepimiz körüz bir yerde…

İyi seyirler efendim…

5


Yazan: Gençer Utku Gediz
Not: Bu yazının tüm hakları Film Kafası’na aittir. İzin almadan ve kaynak belirtilmeden kopyalanması veya kullanılması yasaktır.
Reklamlar