Kamerayı akıtmak cümleyi akıtmaya benzemez.
Not: Bu yazı filmin sürpriz gelişmelerini ele vermektedir.

Plan-sekans anlatım biçimi, nereden bakılırsa hem seyircinin hem de yönetmenin pek sevdiği bir tekniktir. Her yönetmenin harcı değildir, bu tekniği kullanmak… Iñárritu’nun plan-sekans tekniğiyle çektiği Birdman filminin üzerinden daha bir yıl geçmeden, bir film izledim dün: Victoria. Berlinale’de Gümüş Ayı dahil olmak üzere 3 ödül alan film, şüphesiz bu yılın en iyi soygun filmlerinden.

Gece saat 4.30’da bir gece kulübünde dans eden Victoria’nın görüntüsüüyle başlayan film, Victoria’nın sabahın ilk ışıklarında sokak boyunca uzaklaşmasıyla bitiyor. Filmin ilk sahnesinden son jenerik akana kadar kamera adeta Victoria’ya dönüşüyor. Her yaşadığı acıyı, mutluluğu, sarhoşluğu hissedebiliyoruz.
Plan-sekans tekniğinin normal kurgu örgüsünden farkı, ardarda sıralanmış sahnelerin , herhangi bir kararma açılma efekti, kesme tekniği olmadan filmin sonuna kadar “hiç durdurulmamış” hissi yaratmasıdır. Bir gece yarısı 20 farklı mekanda, 140 dakika boyunca takip ettiğimiz ve hatta bütünleştiğimiz Victoria’nın bir gecelik hikayesi bittikten sonra, yönetmenden çok kameramanını merak ediyoruz. Yönetmen Sebastian Schipper’da bunu tahmin etmiş olacak ki, filminin sonunda akıttığı jenerikte klasiği tamamen kırıyor ve son sahnenin bitmesinden hemen sonra kameramanın adı yazıyor.

201505757_2

Schipper verdiği bir röportajda filmin çekimlerine başlamadan önce senaryonun sadece 12 sayfa olduğunu ve filmde gördüğümüz çoğu diyaloğun da doğaçlama olduğunu söylemiş ve üstelik sadece birer hafta arayla 3 deneme almışlar. Yönetmen bu kadar az deneme almalarının sebebini kusursuz görüntü ya da filmin peşinde olmadıklarını söyleyerek açıklıyor. Açıkçası Schipper’ın bu “rahatlığını” Victoria’nın oyunculuğunda görebiliyoruz; suratındaki -herhangi bir makyajla kapatılmaya çalışılmamış- sivilceleri, 3 ay önce geldiği Berlin’in sokaklarında sarhoş bir şekilde dolaşan gençlerine hemen kendini bırakıvermesi, insanların iyiliği için sorgulamadan hemen istediklerini yapmayı kabul etmesi…

Senaryo seyircinin kalıplarını zorluyor. Gece kulübünde dans eden Victoria, eve dönmek için kulüpten çıktığında 4 “has berlinli, sokak delikanlılarıyla” tanışıyor. Saat gecenin 4.30 olmasından ve böyle bir grupla tanışması, seyircinin aklında pek de olumlu sonuçlar uyandırmazken; Victoria, hepsiyle arkadaş oluyor. Birlikte bira-fıstık çalıp, gizlice girdikleri apartmanın çatısından aşağıya tükürüyorlar. Daha sonra gittikleri Victoria’nın kafesinde, Sonne diğer grup üyelerinden bir adım öne geçip Victoria’yı daha derinlemesine danımaya başlıyor. Victoria’nın piyano çaldığını ve konservatuarı yarım bıraktığını öğreniyoruz. Ve Victoria geçiyor piyanosunun başına, Mephisto Waltz’ı çalmaya başlıyor. Yüzündeki kasılmalar, vücudunun aldığı şekil ve tabii ki çalışı sadece Sonne’yi değil, seyirciyide büyülüyor. Daha sonraki diyaloglarında ikisininde bir gelecek hayali olmadığını öğreniyoruz. Aslında bu diyalog bizi filmin ikinci bölümüne hazırlıyor. Çünkü filmin başında gördüğümüz kahküllü, pembe kazaklı ve bisikletli Victoria’nın aslında hırsızlık yapabildiğini, sarhoş olabildiğini ve gelecek kaygısı olmadığını öğreniyoruz.

victoria-2

Filmin ikinci yarısında soygun gerçekleşiyor ve filmin temposu yavaşça normalleşiyor, klasikleşiyor. Polisten kaçan çift kılık değiştiriyor, birbirlerine sevgilerini söyleyemezlerken aniden öpüşüyorlar. Grubun diğer üyeleri ölürken sadece Victoria’ya aşık olan Sonne polis’ten kaçmayı başarıyor ve tabii ki tahmin edersiniz ki filmin sonunda da Sonne’nin vurulduğunu ama sakladığını öğreniyoruz. Gittikleri otel odasında ölüyor… Yönetmen daha çok filmin ikinci yarısını, doğaçlama çekmiş gibi duruyor. Yani bu sefer adam ölmesin istiyorsunuz ya da bu sefer platin sarı saçlı mafya adamı yerine absürd bir mafya babası görmek istiyorsunuz.

Victoria_Still

Filmin son sahnesinde seyirci, artık güçlenen ve yine yalnızlığına dönen Victoria’nın peşini bırakıyor. Bir kere bile soluklanmamış hissi veren kamera duruyor ve uzun sokakta elinde parayla ilerleyen Victoria’nın arkasından bakakalıyor…

Yönetmen plan-sekansın getirdiği bir kaç engele senaryo aşamasında takılmış gibi görünüyor. Kamera her ne kadar akışkan bir şekilde ilerlemesi, senaryonun açıklarını kapatabiliyor. Tabii sadece kamera değil oyunculuklarında filme kattığı şeyler çok fazla. Victoria’yı canlandıran Laia Costa, kesinlikle bu yılın en iyi oyunculuklarından birisini sergiliyor.

5


Yazan: Gencer Utku Gediz
Not: Bu yazının tüm hakları Film Kafası’na aittir. İzin almadan ve kaynak belirtilmeden kopyalanması veya kullanılması yasaktır.
Reklamlar