Wim Wenders’in 1982 yılında Cannes Film Festivali sırasında bir otelin 666 numaralı odasında dönemin ünlü yönetmenleriyle yaptığı röportajlardan oluşan Oda 666 (Chambre 666) adlı film, 1 Ekim’e kadar Sinematek.tv’den Türkçe altyazılı olarak, ücretsiz bir şekilde izlenebilecek.

Wenders’in yönetmenlere “Sinemanın geleceğini nasıl görüyorsunuz?” sorusunu yönelttiği filmde Yılmaz Güney de söyleşi CHA04cWWSgerçekleştirilen yönetmenler arasında yer alıyor. Filmde Jean-Luc Godard, Michelangelo Antonioni, Rainer Werner 
 Fassbinder, Werner Herzog ve Steven Spielberg gibi yönetmenler de Wenders’in sorusunu yanıtlıyor.

Wenders belgeselde, güvenlik sebebiyle otel odasına gelemeyen Yılmaz Güney’in ses kaydına yer veriyor. Yılmaz Güney 1982 Mayıs’ında ‘Yol’ ile Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazanmıştı.

Filmin Türkçe altyazılarını Sinematek.tv için Ali İhsan Başgül hazırladı.45 dakikalık filmi izlemek için aşağıdaki linki tıklamak yeterli: http://sinematek.tv/chambre-666-wim-wenders/

Yılmaz Güney’in Wenders filmindeki ses kaydı şöyle idi:

Sinemayı iki açıdan ele almak gerekir: biri endüstri olarak sinema, ikincisi sanat olarak sinema. Sanat olan sinema ile endüstri olan sinema arasında kopmaz bir bağ vardır. Bu nedenle, sinema sanayii kitlelere ulaşmak isterken, özellikle kitlelerin isteklerini, kitlelerin ruh halini, kitlelerin taleplerini dikkate almak zorundadır. Ancak kitlelerin talepleri donuk, değişmez ve tekdüze değildir. bu nedenle, sinema sanatının kitlelerle ilişki kurabilmesi için sürekli olarak kitlelerdeki değişimi, gerek sosyal değişimi, gerek siyasal değişimi, gerekse bilinç değişimini hesaba katmak zorundadır.

Sanat olarak sinema kitleleri anlatırken endüstri olarak sinema esas olarak şeyi hesaba katar, parayı hesaba katar. Eğer sinema, sanat olarak sinema, endüstriyel olan sinemanın ihtiyaçlarına, yani, parayı getirme sorununa cevap veremiyorsa burada bir şey söz konusudur, ımmm, bir, ımmmm, kopukluk ve değişme söz konusu olacaktır. örneğin, bir yığın genç insan, gelişen genç sinemacı insan gelişmiş kapitalist ülkelerin büyük prodüktörleriyle ilişkilere girdiği andan itibaren kendi bağımsızlıklarını yitirip sermayenin, o büyük sermayenin söylediği, sermayenin sınırlarını çizdiği şeylerin içinde hareket etmek zorunda kalıyorlar. Bu noktada, gelişen sinemanın değil, çöken, çözülen, eskiyen sinemanın bir unsuru haline getirilmek isteniyor. bu nedenle, bu bir dramdır, yani sanatçının dramı olarak, aynı zamanda gelişen sinemanın dramı olarak ele alınmalıdır.

Ülkemde sinema, esas olarak hakim olan sinema gerici sinemadır. bunun yanında, filiz halinde olan fakat sürekli olarak egemen güçler tarafından baskı altına alınan, yasaklanmak istenen çeşitli cezai tedbirlerle susturulmak istenen bir sinema var.


Not: Bu yazının tüm hakları Film Kafası’na aittir. İzin almadan ve kaynak belirtilmeden kopyalanması veya kullanılması yasaktır.
Reklamlar