Xavier Dolan ile en iyi yabancı dilde film kategorisinde Oscar’a ülkesi adına katılan harika filmi “Mommy,” 2013 yılında çektiği “Tom at the Farm”ın dağıtım durumu ve başrolünde Jessica Chastain’ı izleyeceğimiz yeni filminin detayları hakkında samimi bir sohbet ettik.

Xavier Dolan’ı ciddiye alın. Heyecan verici Cannes başarısı “Mommy” gösteriyor ki, eleştirel bir saygı kazanan fakat popüler bir başarı elde edemeyen “I Killed My Mother” ve destansı “Laurence Anyways”in arkasındaki müsrif yönetmen 25 yaşında, artık büyüdü.

“Mommy”de Dolan gösterişini bilgece dizginliyor. Daha önce hiç adamakıllı yazılmış bu üç karakterle olduğundan daha fazla evinde hissetmemişti: Kavgacı, saldırganca cesur ve bekar bir anne, onun akıllı fakat son derece sorunlu, sarı saçlara ve davranışsal sorunlara sahip genç oğlu; ve konuşma güçlüğü ile sırları olan ürkek ev hanımı bir komşu.

“Mommy” basitçe serbest bırakmak istemeyeceğiniz karakterlerle duygusal bir çalışma, karmaşık, bastırılmış ruhlarla yaşayan ve nefes alan, bununla birlikte tıpkı, gerçek hayattaki insanlara benzeyen bir üçlü. Film yaklaşık iki buçuk saat sürüyor fakat bence rahatlıkla bir saati daha kaldırabilirmiş. Filmin boğucu gücünün bir kısmı Dolan’in ferahlatıcı bir şekilde gösterişsiz, oyuncuları çok yakın, oldukça detaylı hatta belki fazla detaylı portrelere çerçeveleyen 1:1 görüş oranında yatıyor.

Ve görünüşe bakılırsa Xavier Dolan da bu karakterleri salıvermek istememiş.

Eşcinsel romantizmini anlatan “Laurence Anyways” çalışkan yönetmenin beş filminden dördünün ilk gösteriminin yapıldığı Cannes’da 2012 yılında kendini kısaca gösterirken, Dolan son olarak geçtiğimiz mayıs ayında Cannes’da yarıştı ve Büyük Jüri Ödülü’nü “Goodbye to Language”in yönetmeni Jean-Luc Godard’la, jüri başkanı Jane Campion’ın da belirttiği gibi aralarında 59 yıllık bir fark olan yönetmenle paylaştı.

Xavier Dolan’ın, kendisinin de ölü erkek arkadaşının yabani abisinin büyüsünde olan çapkın bir sarışın olarak başrolünde oynadığı 2013 yapımı psiko-drama filmi “Tom at the Farm” Venedik Film Festivali için Cannes’ı es geçti ve Amerikan dağıtım marketlerinde fazlaca elde kaldı. Neden mi? Dolan’ın dediğine göre, film satılmadı. Bu yılın başlarında filmin denizaşırı ülkelerde ve Kanada’da dağıtımı yapıldı; fakat “Tom” Dolan için kanayan bir yara.

Onun kusursuzca güzel ilk iki filmi “I Killed My Mother” ve “Heartbeats”, saf görsel cüretkârlık açısından yeni ve cesur bir yeteneği bize gösterdi fakat ikisi de esas psikolojik içerik yerine maddesel zekâyı zorladı. Lakin Xavier Dolan’ın asıl gücü kameranın önünde değil, arkasında. “Ana” filminin oyuncu ekibiyle şaşırtıcı portreler çiziyor: Anne Dorval, Antoine-Olivier Pilon ve “Laurence Anyways”deki sersemletici performansıyla o yıl ödüle layık görülen Suzanne Clement.

(Dolan, yakın zamanda İngilizce çekeceği ilk film olan “The Death and Life of John F. Donovan”ın kadrosuna Jessica Chastain ve Kit Harrington’ın katıldığını duyurdu.)

“Mommy” sayesinde elde ettiğin ödüller ve çektiğin dikkat seni bunalttı mı? İlk filmin “I Killed My Mother” 2009’da Kanada’nın Oscar adayı olmuş olmasına rağmen, bu seferki daha büyük ölçekli bir başarı.

Bunalmadım. Açıkcası heyecanlı ve yorgunum. Çok uyumuyorum, uyumaya gittiğimde de uyuyamıyorum.

“Godard filmleri bende büyük izler bırakmadı”

Cannes Jüri Ödülünü Godardla paylaşmak nasıl bir histi?

Çok bir şey hissettirmedi. Bir şeyler kazandığımız için son derece mutluydum ve Jane Campion ile iletişimde olduğum için ve onun çalışmaları hakkında neler hissettiğimi söyleyebildiğim için heyecanlıydım ve bu cidden benim için büyük bir onur. Fakat çok fazla Godard filmi izlemedim ve gördüklerim de bende çok büyük izler bırakmadı. “Pierrot Le Fou”yu izledim ve iki saatliğine falan sevdim sonra da unuttum.

“Godard benim kahramanım değil”

Bu benim en sevdiğim Godard filmi. Fakat ben de her zaman filmlerinden o kadar çok etkilenmiyorum.

Ben başka bir düşünce tarzından geliyorum. Bana o dönemleri soracak olursan, Claude Sautet’den bahsederim. Kariyeri boyunca, yaşadığı zaman boyunca o kadar tanınmadı belki fakat yaklaşık 10 ya da 11 film yaptı ve hepsi birer başyapıt. Godard’ın o zamanlar için ne kadar devrimci olabileceğini anlıyorum fakat bana devrim gibi gelen şey Sautet’nin sinemasının günümüzde bile ne kadar modern hissettirebildiği ve Godard filmlerinin ne kadar eski geldiği. Onu değersizleştirmeye çalışmıyorum, tarihe bakınca Godard bir kahraman, bunu anladım. Sadece benim kahramanım değil o kadar. Oyuncuları seviyorum. Çok klasik, hatta belki tutucu iyi hikâye anlatımını seviyorum. Duyguları seviyorum, büyük iklimsel kriz sahnelerini ve patlamaları seviyorum ve onun sineması çok beyinsel. Bana hitap etmiyor.

Sen karakterlerle ilgileniyorsun fakat Godard çok fazla ilgilenmiyor. Onun dünyayla ilgili o an gördüğü şeyleri söylemek için kullandığı karakterleri pek de insan gibi değil.

Filmlerinde ana karakter kendisi.

“Mommy”ye dönecek olursak, üç başrol oyuncun arasındaki bu harika dinamiği nasıl yarattın? Üçü arasındaki her şey çok samimi.

Bu hepimizin yaptığı bir şey. Tabii oyuncuların hem karakterlerini hem de sette birbirlerini nasıl sevdiğiyle ve cümlelerini ve her şeyi nasıl tekrar tekrar yazdığımızla ilgili. Sadece karakterler arasında da değil, setteki herkesle sürekli bir diyalog vardı ve bence hepimizin hissettiği eğlence ve heves kimyalarının uyuşmasını sağladı.

xavier dolan mommy (1)

Bu filmde de oldukça bariz.

Anlattığımız hikâyeyi biz de sevdik. Çok güldük. Çok mutlu ve enerjik bir setti. Orada saatlerce vakit geçirebilirdik.

“Mommy” senin favori sinemacılık deneyimin miydi?

Her film benim yeni favori deneyimim oluyor bu yüzden sanırım cevabım olumlu.

Aslında bir deneyimin var ki belki de favorin değil, o da “Tom at the Farm”ın dağıtım aşaması. Bu film nerede ve neden Amerika’da dağıtılmadı merak ediyorum.

Setteki deneyim konusunda oldukça mutluyum. “Tom” benim en büyük müttefiğim, sinematograf André Turpin’le tanıştığım yer. Fakat cidden anlamıyorum, zaten oldukça kısa bir film. Öyle kimsenin izleyemeyeceği kadar büyük bir eşcinsel filmi falan değil, psikolojik gerilim. Cidden anlamadım.

Doğru, doğrudan eşcinsel filmi değil. Öyle olmasına rağmen, festival gösterimleri dışındaAmerikan seyircilerinin bu filmi görme şansı bulamaması yazık oldu tabii. Bence bir izleyici kitlesi bulabilirdi.

Ben anlamıyorum. Tüm o pazarlama açısından risk olarak nitelendirilebilecek politik filmleri izliyorum ve hepsi yurtdışında ya da en azından büyük şehirlerde gösterime girebiliyor, ama “Tom” sadece VoD’daydı ve bu da pek bir şey sayılmaz. Satış menajerime soruyorum ama o da çok kaçamak cevaplar veriyor. Anlamam lazım.

“Jessica Chastain tam bir cadaloz gibi”

Şimdiden Jessica Chastain’in oynayacağı yeni bir film üzerinde çalışıyorsun, “The Death and Life of John F. Donovan.” Kendisi Cannes’da “Mommy”ye aşık olmuş ve şimdi birlikte çalışıyorsunuz.

Jessica aynı zamanda “Mommy” hakkında medyada ve Twitter’da çok cömertçe bahsetti. Bana karşı da çok cömert ve dürüst ve biliyor musun, tanıştığımızda ben de oyuncu arıyordum. Kendisi “Mommy” hakkında Twitter’da yazdığı zaman, yaklaşık bir buçuk yıldır bekliyor ve insanlara ulaşmaya çalışıyordum. Böyle bir durumda, sadece oyunculuk hakkında değil, başka insanlar, projeler hakkında tutkulu olan, eğitimli, film yapımının tüm yönlerine heyecan duyan bir oyuncunuz varsa ve sizinle çalışmayı istiyorsa, siz de direk onunla çalışmak istiyorsunuz. Filmde çok büyük, çok önemli bir kısım var ki onu hiç düşünememiştim fakat şimdi o kadar uygun geliyor ki her gün bunun hakkında düşünüyorum. Bunu yaparken çok eğleneceğiz. Jessica Chastain kocaman hileli bir kötü karakter olabiliyor, tam bir cadaloz gibi.

Bunda cidden iyi ama şimdiye kadar böyle bir rol oynama fırsatı olmamıştı. “A Most Violent Year”da bunun izleri var fakat bu daha nüanslı bir rol.

Onun yaptıklarına hayranım ve yapabileceklerini görebiliyorum ama daha bu kısmı oynamadı. Çok özel bir kısım bu, pür kötülük.

xavier-dolan-sinematopya (1)

“John F. Donovan” hakkında başka neler söyleyebilirsin?

Modern sanatçının, aktörün hayatında Hollywood’un etkisinin bir çeşit yansıması gibi, bu endüstrinin içindeki insanların yani. Özel hayatı nasıl etkilediği hakkında. Ama bir taşlama değil, daha çok iç içe iki hayatın hikayesini anlatan bir dram; çok, çok ünlü, yeni bir “it boy” –fakat sadece ikonik olduğu için değil, yeni bir efsane olduğu için öyle. John F. Donovan denen bu adam akranlarınca sevilen, hayranlık duyulan, halk tarafından, hayranları tarafından da benimsenmiş, endüstri ve gazeteciler tarafından onaylanmış biri. Kısa sürede efsane haline gelmiş fakat çok genç, 11 yaşında ve aktör olmayı isteyen İngiliz bir çocukla gizli yazışmalar yapıyor ve kimseye bundan bahsetmiyorlar. Ve film, bir tür İkarus uçuşunun öyküsü diyebilirim, mektupların varlığı ortaya çıkınca halk, insanlar olabilecek en aşağılık varsayımlarda bulunuyorlar ve bu adamın kariyeri ve hayatı tamamen yıkılıyor.

Peki prodüksiyon olarak hangi aşamadasınız?

Şu aralar oyuncu seçimleri yapıyoruz, ortasındayız. Jessica ilk duyurduğumuz kişi oldu ve önümüzdeki günlerde daha fazlasını da duyuracağız. Bu filmi şu anda yapmaya hazır olamazdım. Hazırlanmalıyım. Yaklaşık 75 günlük çekim olacak. Beş ülkede çekeceğiz. Tamam, bu bir yalandı, beş şehirde çekiyoruz.

Şu anda çalışmıyor olmak tuhaf geliyor mu? Burada, Los Angeles’ta kalabildiğin kadar kalmana şaşırdım. Film çekiyor olduğun için Amerikan Film Enstitüsü’nğ her yıl atlıyordun.

Öyle, öyle. Yaratıcı olmalıyım. Bir şeye kendimi tamamıyla vermeliyim. Ellerim titriyor, sürekli film çekiyorum. Dürüst olmak gerekirse, tuhaf gelmiyor çünkü şu an seninle konuşuyor olmaktan mutluyum. Bugün bunun için geldim, iyi gidiyor. Mutluyum. Los Angeles güneşindeyim. Bu çok bir şey değil fakat bazı anlarda aynı anda çok fazla ilgi oluyor ve dikkat edecek çok şey, çok hızlı değişimler oluyor –ne tarz bir etkinlik hakkında konuştuğumu tahmin edebilirsin. Bu enerjiyi çok tüketen bir şey. Ve bir noktada, dürüst oluyorum, insanların yorumlarını nasıl yönlendireceğin konusunda hayal gücün eksik kalıyor. Bu yorgunluk ve jetlagin garip bir karışımı. Nereye gittiğim ve hangi zaman diliminde olduğum fark etmeksizin, uyumakta güçlük çekmiyorum çünkü sürekli yorgunum. Fakat canlandırıcı anlar da olmuyor değil.

Belli bir noktata, bu seviyede bir yorgunluk üstün bir yaratıcılık kaynağı olabiliyor.

Doğru. Bu tuhaf enerjiyi ya da enerji eksikliğini bir tür yakıt olarak kullanabiliyorsun. Genellikle, bir filmi yapmadan önce ne kadar yorgun olursam olayım, filmin kendisi enerjisini getiriyor ve bunu emiyorsun. Ve bir şekilde tüm bu –biliyorsun, benim izleyicilerle buluşup konuşma ve soru-cevap yapma şansım olmadı hiç. Geçmişte bu fırsatı hiç yakalayamadım ve şimdi bunları Stockholm, Paris, Lyon, Almanya, Los Angeles, Meksika’da yapıyorum. Bu çok zengin ve egzotik bir deneyim ve bu buluşmalarda harika bir bolluk ve konuşmalar oluyor. Ve bu cevaplar sinemacılığın çok kritik bir yönü. Bunları çok uzun zamandır kaçırıyordum ve şimdi yapıyorum, söylemeliyim ki bunun da kendine ait bir enerjisi var, tıpkı bir film çekmek gibi. Şu anda yapmam gereken buymuş gibi geliyor ve bundan zevk alıyorum.


(Kaynak: Sinematopya)
Reklamlar