‘’Nehirdeki en büyük balık yakalanamadığı için büyüktür.’’ (Edward Bloom,Big Fish)

Bu yazıda, 1958 doğumlu olan Tim Burton’un sinema dünyasını bibliyografik somut  bilgiler üzerinden incelemek yerine, usta yönetmenin soyut ve gerçek-üstü anlayışını reel hayatın bütün katmanlarına yedirerek oluşturduğu fantastik, bir o kadar da gerçek yaşamın dinamikleriyle içselleştirdiği sürrealist sinema perspektifini ele alacağız. Burton’un her biri ayrı bir yazı konusu olmaya değer filmlerini kısa metinlere sığdırmak, şüphesiz ki imkansız.  Bu yapıtta, Burton’u Burton yapan  ‘Hayalet Süvari’ ve ‘Büyük Balık’ filmlerini incelemek suretiyle, kendisinin fantastik dünyasına nüfuz etmeye çalışacağız.

Burton, gençlik yıllarında dönemin ikinci sınıf korku filmlerini sürekli olarak takip etmesinden ve Edgar Allen Poe’nun romanlarından ciddi manada etkilenmesinden dolayı olacak ki, hayal dünyasında muazzam bir fantastik-gerçeklik ve bununla birlikte ortaya çıkan, bir benzerine ancak çocukluğumuzun hayal dünyasında karşılaşabileceğimiz düşsel bir korku atmosferi oluşturmuş. Burton’un ‘Hayalet Süvari’ filmini incelediğimiz zaman Poe’nun; gizemi, cinayeti, macerayı, kasveti ve vahşeti iç içe geçirerek oluşturduğu yoğun ve gerilim pompalayan karanlık atmosferin yönetmen tarafından filme ustalıkla uyarlandığı, belirgin bir şekilde göze çarpar. Ancak bu noktada, Burton’un ön planda tuttuğu gerilim anlayışını türevi anlayışlardan ayıran özelikleri de zikretmek gerekir. Usta yönetmen, 80’li yıllarda popüler olan ve  olağanüstü tasavvurlar kanalıyla gerilim atmosferi yaratabilen filmleri fantastik ögeler ekleyerek bir adım öteye taşımayı başarmıştır. Yönetmenin  Hayalet Süvari adlı filminde, kullanılan gotik ögelerle birlikte Burton’un fantastik kişiliğine delalet eden mizahi ögeler göze çarpar. Filmde, Jonny Depp’in canlandırdığı karakter olağanüstü çapta bir zekaya sahiptir. Aynı zamanda korkak ve bir o kadar da mizahi bir kişiliği vardır. Hayaleti görünce afallayıp bayılıyor, adli tıpın sorunun üstesinden gelemediğini görünce, garip aletlerle olaya yorumlar getirmeye çalışıyor. Burada Burton’un anlayışını yerinde gözlemlemek için, Hayaletin acımasız bir katil ve ölümsüz olması sebebiyle halk nezdinde kendisine korku duyulan özellikte bir karakter olmasına vurgu yapmakta fayda var. Burton’un anlayışını daha iyi okuyabilmek isteyenler için; 2012 yapımı, Hannah Shakespeare ve Ben Livingston tarafından Poe’nun hayatından esinlenerek senaryosu yazılan ‘Kuzgun’ adlı filmin izlemesini tavsiye ederim. Bu film için, Burton’un Poe’dan alıp sinemotografik bir alana taşıdığı  gerilim dolu atmosferden faydalanılarak oluşturulduğu şeklinde bir ifade kullanılabilir.

Burton gerilim sinemasını ele alıp, kendine has üslubuyla yeni motifler ekleyerek gerilim anlayışına yeni bir boyut kazandırdığını ‘Hayalet Süvari’ filmi üzerinden açıklamaya çalıştık. Bunun yanısıra, usta yönetmen dramatik filmlere de el attı ve tabi olarak dramatik film anlayışını, fantastik dünyasından renkler katarak zenginleştirdi. Bu anlayışın başyapıtı olarak değerlendirilen ‘Büyük Balık’ da, dramatik film anlayışına fantastik ögeler eklenmesi dolayısıyla yeni bir drama anlayışının öncüsü oldu. Baba-oğul ilişkisi üzerine çokça şey ifade etmeyi başaran bu film, dramatik film anlayışının  o durağanlık duvarını da yıkmayı başarmıştır. Fimde, Edward sürekli fantastik hikayeler anlatan bir babadır. Film üzerine çok şey söylenebilir. Ancak Edward’ın anlattığı çarpıcı bir hikayeyle yazıyı noktalamak isterim:

‘’- Rüyalarımı çoğunlukla hatırlamam, sadece kehanet olanları hatırlarım. Kehanetin anlamını bilir misin? Daha sonra olacak olan bir şeyi önceden görmek demektir. Örneğin bir gece rüyamda bir karga yanıma gelip, şöyle demişti: ‘teyzen ölecek’ o kadar korktum ki, annemle babamı uyandırdım ama sadece bir rüya olduğunu söyleyip yatağıma gönderdiler. Ama ertesi sabah Stacy teyzem öldü.

– Bu korkunç.

– Teyzem için korkunçtu ama ben özel güçleri olan küçük bir çocuktum. Yaklaşık 3 hafta sonra aynı kargayı rüyamda tekrar gördüm. Şöyle diyordu: ‘baban ölecek’. Ne yapacağımı bilemedim, sonunda babama söyledim. Babam bana üzülmememi söyledi ama sarsıldığının farkındaydım. Ertesi sabah çok garip davranıyordu, durmadan etrafa bakınıyor sanki kafasına bir şeyin düşmesini bekliyordu. Ancak karga nasıl öleceğini söylememişti. Sadece baban ölecek demişti. Babam erkenden evden çıktı ve uzun süre geri dönmedi. Geri döndüğünde ise korkunç görünüyordu. Sanki bütün gün kafasına balta düşmesini beklemiş gibiydi. Anneme şöyle dedi: Bugün hayatımın en korkunç günüydü. Sen ona korkunç mü diyorsun, bu sabah sütçü kapımızın önünde aniden düşüp öldü dedi annem. Çünkü annem sütçüyle işi pişirmişti.’’

Reklamlar