Her film bitmiş bir aşk gibidir.

Gülay Yüksel‘in kaleminden Ömer Kavur sinemasını biraz tanıyarak listeye başlayalım: 1944 yılında Ankara’da doğan Ömer Kavur, Kabataş Erkek Lisesi’nde ki öğreniminin ardından Fransa’da Paris’in önemli sinema okullarından Conservatoire Independant du Cinema Français’nin yanı sıra gazetecilik ve sosyal bilimler dalında yüksek öğrenim görmüştür. Sorbonne Üniversitesi Sinema Tarihi bölümünde master yaptığı dönemde Kavur, Bryan Forbes’in Chaillot Delisi ve Alain Robbe Grillet’in Yalan Söyleyen Adam filmlerinde asistanlık yapmış, televizyon projelerinde çalışmıştır. Master eğitimini yarıda bırakarak yurda döndüğünde eğitimi ve deneyimi olan bir sinemacı olmasına rağmen Türk sinemasının o dönemki yapısı içerisinde kendisine bir yer edinememiş, bir dönem reklam filmleri, belgeseller yöneterek sinema yazıları yazmıştır. Ömer Kavur bu çalışmalarının ardından 1974 yılında ilk uzun metrajlı filmi Yatık Emine’yi çekerek Türk sinemasına girmiştir. Film yönetmenliğine başladığı 1974 yılından ölüm nedeniyle çekildiği 2005 yılına kadar Türk sinemasına 14 film kazandırmıştır. Yönetmen çektiği filmlerle yurt içinde ve yurt dışında ki film festivallerinde ödüller kazanmıştır.

1960’lı yıllarda Paris, yönetmenin kendi deyimiyle ‘Sol hareketin yükseldiği yer değil, doruk noktasıdır’ (Kıraç,2003,Belgesel). Hiç bir şeyin yasak olmadığı, insanların duvarlara düşüncelerini rahatça yazabildikleri, onun ötesinde hesap sorabildikleri,  hiç bir düşüncenin kısıtlanmadığı, sevgililerin sokakta rahatça öpüşebildikleri ve tabii ki sanâtın, kültürün önemli merkezlerinden biri olması sebebiyle Paris, Ömer Kavur’u çok etkilemiştir. Yönetmen, Fransa’yı ve özellikle Paris’i, hayata başka bir pencereden bakabilmesini sağlayan bir açılım dönemi olarak görmektedir.

Uzun süre yurt dışında yaşamış olması, onun olaylara dışarıdan ve daha nesnel bakabilmesini sağlamada etkili olmuştur. Sinemada kullandığı ayrıntılarla, seyirciye yaşanan dönem hakkında bilgi vermektedir. Hiçbir filmi politik değildir. Fakat seyirciye filmlerinde ki karakterlerin karşılaştığı kişiler ya da olaylar aracılığıyla toplumda aksayan, yanlış olan şeyleri vermeyi amaçlamaktadır.


Yusuf İle Kenan (1979)

Kaybolup gitmek üzere olan iki kardeşin öyküsü Ömer Kavur’un gerçekçi ve yalın diline en güzel örneklerden. Bu gerçekçiliği daha da görünür kılan etken Cem Davran ile Tamer Çeliker’in henüz çocuk sayılacak yaşta gösterdikleri müthiş performans elbette. Köyde çobanlık yapan biri 14 diğeri 9 yaşındaki iki kardeşin kan davası sonucu babalarının öldürülmesiyle şehre gelip amcalarını bulmaya çalışmalarıyla başlıyor her şey. Daha önce hiç görülmemiş bir şehir…

1979 yılının Altın Portakal Film Festivali’nden sansür nedeniyle çekilen film, Milano Film Festivali’nde büyük ödülün sahibi oldu.


Ah Güzel İstanbul (1981)

Kavur üçüncü filmi için başta Türkan Şoray’ı düşünmüş ancak sonra Müjde Ar’la devam etmeye karar vermiş. Bu filmdeki fahişe Cevahir rolüyle Müjde Ar’ın kariyeri tırmanışa geçip 80’lerde büyük patlama yaşamasına neden oldu. Uzun yol şoförlüğü yapan Kamil arkadaşlarıyla gittiği genelevde Cevahir’le tanışır. Aklı karışan Kamil bir süre sonra kadını o hayattan kurtarıp ev açmaya karar verir. Bir an önce evlenmek için kaçakçılık yapmaya bile razı olan Kamil gelinlik için kumaş alıp eve döndüğünde hazır olmadığı bir manzarayla karşılaşacaktır.

Film, 18. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi İkinci Film seçildi.


Amansız Yol (1985)

Wim Wenders’ın çalışmalarından etkilenerek çektiğini belirten Kavur, ilk kez yolculuk temasını işliyordu. Kadir İnanır’ı klasik Kadirizm rolleri dışında, Zuhal Olcay’ı ilk sinema filmlerinden birinde, Mine Çayıroğlu’nu ise küçücük bir kız olarak izlediğimiz Amansız Yol, 5. Uluslararası İstanbul Sinema Günleri’nde en iyi üç filmin içinde yer aldı.


Anayurt Oteli (1987)

1980 yılında gerçekleşen 12 Eylül Darbesi’nin Türk sinemasında yaptığı büyük değişikle siyasal toplumcu sinema ortadan kalkmış, yerini bireyi anlatan edebiyat uyarlamaları almıştı. Anayurt Oteli bu öncü ‘karakter çalışması” filmlerinin ilki ve en önemlisidir. Filmde Macit Koper’in oynadığı Zebercet de bu karakterlerden en derin biçimde işlenmiş olanıdır.

Babadan kalma Anayurt Oteli’nin müdürü Zebercetin hayatı kendi içinde yaşadığı gidip gelişlerle devam ederken bir gece gecikmeli Ankara treniyle gelen gizemli kadın sayesinde başkalaşmaya yüz tutacaktır.

Bu filmden sonra Macit Koper artık Zebercet, Serra Yılmaz ortalığı toplayan kadın, Şahika Tekand ise gecikmeli Ankara treniyle gelen kadın olarak kaldı akıllarda.

Film, Altın Portakal’da Jüri Özel Ödülü, En İyi II. Film, En İyi Yönetmen ödüllerini almıştır. Ayrıca Venedik Film Festivali‘nde FIPRESCI ödülünü de alırken, SİYAD ödüllerinden 5’ini kazanmıştır.


Gizli Yüz (1991)

kavur1-e1364409688396

Kişinin kendi içinde gizemli arayışlarından beslenen filmin senaryosu Orhan Pamuk’un Kara Kitap’taki “Karlı Gecenin Aşk Hikâyeleri” adlı bölümden yola çıkılarak oluşturuldu. Aradığı yüzü bir fotoğrafçının rum meyhanelerinde çektiği fotoğraflarda bulacağını düşünen kadın, farklı yüzler arasında bir serüvene girmişken o yüzü bulur. Bu, bir saat tamircisinin yüzüdür. Kadın, fotoğrafçıyı da yanına katıp bu adamı aramaya başlar. Ama bir sorun vardır: saat tamircisi sırra kadem basmıştır.

Kavur genellikle uluslararası prodüksiyonlar gerçekleştiren Alfa Film’in kurucusu ve sahibiydi. Uzun süre lenf kanseri sebebiyle tedavi gören Ömer Kavur, 12 Mayıs 2005’teTeşvikiye’deki evinde öldü.

Derleyen: Gencer Utku Gediz
Not: Bu yazının tüm hakları Film Kafası’na aittir. İzin almadan ve kaynak belirtilmeden kopyalanması veya kullanılması yasaktır.
Reklamlar