Türkiye Sineması’nın “Çirkin Kralı” Yılmaz Güney 1937 yılında bugün doğmuştu. Yaşamı boyunca tek bir kavram için savaştı: Eşitlik. Hayatı boyunca bu yüzünden hapisler yattı, sürgünler yedi ama asla yılmadı.Türkiye sineması içerisinde Kürt kimliğiyle de dimdik ayakta durdu. Sinemasının diliyle bu savaşta daha da güçlendi ve son nefesine kadar bunu sürdürdü. Türkiye Sineması’na çok şey kattı. Toplumsal Gerçekçi sinemayla ezilenin, susanın ve ötekileşenin hep yanında durdu. Bugün onun 78 yaş günü! Kutlu olsun! İyi ki bu topraklardan Yılmaz Güney geçti…

Hudutlar Kanunu (1966)
Yeşilçam’ın en usta yönetmenlerinden Ömer Lütfi Akad’ın yönetmenliğini yaptığı, senaryosunu ise Yılmaz Güney ile beraber yazdığı filmin oyuncu kadrosunda Yılmaz Güney, Pervin Par, Erol Taş, Tuncel Kurtiz ve Tuncer Necmioğlu yer almaktadır. Sınırda kaçakçılık yapan iki eşkıyanın ölümüne mücadelesi anlatılırken, köylüyü sömüren toprak ağaları, kaçakçılıklar, yozlaşmış insanlar ve bozuk düzen hakkında çok katmanlı şeyler söyleyen, -ulusal sinema-nın ilk örneklerinden olan film, 4. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi 2. Film” seçilmiş ve Yılmaz Güney “ En İyi Erkek Oyuncu” ödülüne layık görülmüştür. Zamanında 3 kez sansür kurulu tarafından yasaklanan, daha sonra halka gösterilmesine izin verilen Hudutların Kanunu, Fatih Akın’ın önerisi ve çabalarıyla yeniden restore edilerek 64. Cannes Film Festivali’nin –Klasikler- bölümünde gösterilmiştir.
(kaynak:filmhafizasi)

Umut (1970)
Toplumsal Gerçekçi sinemanın başlangıcı sayılan bu film çekim tekniği ve yönetmenlik açısından Yılmaz Güney’in diğer filmlerinden ayrılır. Umut filmi ile Yılmaz Güney, bundan sonra çekilecek politik filmlerin öncüsü olmuş ve birçok yönetmeni etkilemiştir. Filmin kadrosun da Tuncel Kurtiz, Osman Alyanak ve Enver Dönmez gibi başarılı oyuncular da yer almaktadır.
Faytonculuk yapan Cabbar’ın atına zengin birisinin arabasının çarpması sonucu atı ölür. Tek geçim kaynağını kaybeden Cabbar, milli piyango ikramiyesini de tutturamayınca çareyi definecilikte bulur.
Sinematografisi ile toplumsal eleştiri de bulunan filmde İtalyan Yeni Gerçekçi sinemasından da izler görmek mümkündür. Ayrıca film toplumsal statüyü cesurca eleştirmesi ve dini eleştirilerde de bulunması üzerine bir çok kez sansürlenmiştir.

Sürü (1978)

Yılmaz Güney’in hapiste olduğu dönemde yazıp, Zeki Ökten’e çektirdiği filmi sadece bir sürünün hikayesini anlatmaz. Temelde ekonomik zorlamalarla çağdışı kalmış bir toplumun, ezilen kişilerin ve doğan çatışmaların çok geniş bir panoramasını da konu alır. Oğul Şivan (Tarık Akan) yaşantısını sınırlayan ve üzerinde baskı kuran Hamo (Tuncel Kurtiz)’nun aşiret kurallarına isyan etmektedir. Berivan (Melike Demirağ) hiç konuşmayan ve doğurgan olmayan bir gelini canlandırmaktadır. Kimseyle konuşmaz, çok sevdiği kocası Şivan’la bile… Hamo’da “hastalıklı” bir kadını aşirete getirdi diye şivana bütün film boyunca baskı kurar.
Filmde bir sürünün satılmak için Doğu’dan Batı’ya bir trenle, zor koşullar altında götürülmesi konu alınır. Ayrıca film görselliği ve yönetimiyle o dönemin politik ve toplumsal sorunlarına da dikkat çeker.


Yol (1981)

Senaryosunu, storyboardlarını, oyuncularını, kamera açılarını Yılmaz Güney’in hapishanede yazıp Şerif Gören’e çektirdiği filmi, sansür kuruluna da Tarık Akan götürmüştür. Akan, Yılmaz Güney’i ayda iki kere hapishanede ziyaret ettiğinde, Güney bütün kamera açılarını küçücük hücresinde, büyük hareketlerle anlatır, senaryoyu tekrar ve tekrar okurmuş (Anne Kafamda Bit Var, Tarık Akan, 2002).  Film 1982 yılında Costa Gavras’ın Kayıp filmi ile Cannes Film Festivali’nin Altın Palmiye ödülünü paylaşmıştır. İmkanın olmaması sebebiyle törene sadece Yılmaz Güney katılmıştır.
Filmin konusu 80 Darbesi döneminden sonra İmralı Yarı Açık Cezaevi’nden izin alıp köylerine, evlerine giden mahkumlardan biri olan Seyit Ali’nin köyüne döndükten sonra yaşadığı zorluklardı. Yılmaz Güney’in yazdığı senaryo aslında 12 mahkumun hikayesidir ama bazı bilinmeyen nedenlerden dolayı Şerif Gören, Yılmaz Güney’in seçtiği oyunculardan sadece Tarık Akan’ı tutarak, mahkum sayısını 5’e indirip filmi çekmiştir.
Türkiye Sineması’nda ilk kez Yol filminde Kürdistan tabelası görünür. Öyle bir tabelanın gerçekte bulunmadığı ve Yılmaz Güney’in isteği üzerine koyuldu bilinmektedir.
Türkiye Sineması’nda kesinlikle izlenmesi gereken filmlerin başında gelir Yılmaz Güney’in Yol’u…


Duvar (1983)

Yılmaz Güney’in Yol’dan sonra çektiği ilk, yaşamının son filmidir. Kendisinin de şahit olduğu Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi’nde çocuklar koğuşunda çıkan isyanın  tüm cezaevine yayılmasını konu alan film çok zor şartlar altında Fransa’da çekilmiştir. Tuncel Kurtiz ve Ayşe Emel Mesci dışındaki bütün oyuncular hayatlarında ilk kez kamera karşısına geçmiştir. Film Türkiye Sineması’nda Zazaca konuşulan ilk filmdir.


Yazan & Hazırlayan: Gencer Utku Gediz

 

Reklamlar